DAĞINIK HAYATLARI TOPLAMAK

Çiğdem Adalı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.
  • 29 Mart 2017
  • DAĞINIK HAYATLARI TOPLAMAK için yorumlar kapalı
  • 893 KEZ OKUNDU

Kendimi bildim bileli dağınım… Evde, iş yerinde, gittiğim mekânda masanın üstü hep dağınık… Odama girmek imkânsız gibi… Neyin nerede olduğunu bir tek ben biliyorum… Çok şükür ki, odamı benden başkası toplamadığı sürece hangi evrak, hangi kitabın altında rahatlıkla bulabiliyorum…

Hayatımda hep böyle olmadı mı? Benim için dağınıklığın arasında, aradığını bulmak ya da buldurmak hayat amacı sanki… Zaten bu sebepten aylardır danışmanlık eğitimi alıyorum… Yıllardır amatörce topladığım hayatları, profesyonelce toplamak ya da toplatmak için…

İyi de bu sefer neden bulamıyorum? Alt üstü bir fotoğraf makinesi çantası, bir de kot montun cepleri… Nereye koymuş olabilirim bu İzmirim Kartı? Yoksa etrafımda görmem gereken bir şey mi var? Normal değil çünkü bu durum… Tamam, sık sık kart, para hatta en çok telefonumu kaybettiğimi sandığım olmuştur ama bu başka…

Orada duran gözlüklü kız da kim? Metronun en yoğun olduğu bölgede, neden sadece bu kız çocuğu dikkatimi çekiyor? Bak, geçemedi gişelerden… Yüzündeki “Hay aksi” ifadesi kartta sorun olduğunu gösteriyor…

dağınık hayatları toplamak

Yaşlı adama yöneldi… Adam belli ki istediği cevabı vermedi… Sıra, orta yaşlı kadında… Yok, ondan da umduğunu bulamadı…

Hah! Buldum işte! Küçük cebe sıkışmış küçük kart… Ve sonunda gişeler… Bingo! Tam iki seferlik ücret var kartta… İlki, kız çocuğu için… “Geç bakalım” diyerek göz kırpıyorum… “Benim için mi?” derken yüzü aydınlanıyor kızın… Yok, artık 2 lira 60 kuruş için bu kadar sevinmiş olamaz herhalde… Güvenlikten geçerken, bir şeyler söylüyor bana kız çocuğu… Kulaklıktan duymuyorum ki… Teşekkür etmiştir her halde… “Önemli değil” diyorum gülümseyerek ama o, merdivenlere gelesiye kadar konuşmaya devam ediyor… Konuşmayı sürdürdüğüne göre kulaklığı çıkarmak lazım… Belli ki bir derdi var kızın…

Ayrı merdivenlerde, yan yana iniyoruz… Merdiven otomatik olunca hızımızda aynı… Kız çocuğu hala teşekkür ediyor… “Tamam” diyorum “Önemli değil, teşekkür etmene gerek yok…” ama o vaz geçmiyor, bu sefer “Hakkınızı helal edin” demeye başlıyor…

Çocukken “Hep benim yüzümden” duygusu ve suçluluk hissi yaşatılmış olmalı kız çocuğuna… Aksi takdirde, kartımdaki son ücreti ona harcamış olmam bu kadar etkilemezdi onu… Bir, bilemedin ikinci teşekkürden sonra yoluna devam ederdi… Belki de yaşamındaki insanların ona karşı davranışları, kendisinin “Önemsiz olduğunu” hissettirmişti… O da, var olduğunu ispatlamaya çalışıyordu bu teşekkürlerle…

İkinci merdivenlerdeyiz… Bu sefer tek merdiven var, arka arkaya duruyoruz… Dönüp bana bakıyor… Önce “Saçlarınız ne güzel” diyor, ben teşekkür ediyorum… Sonra “Gülüşünüz de çok güzel” diyor, ben yine teşekkür ediyorum… Mesleğimi soruyor, cevaplıyorum “Ayy ne güzel” diyor…

Kendinde eksik olanı vurgular ya insan, belli ki bugüne kadar yeterince takdir edilmemiş… Biraz özgüvene ihtiyacı var… Vagonda karşılıklı oturuyoruz… Bir parça kâğıt ve kalem çıkarıyor çantasından… Beş, bilemedin altı saniye sonra elime tutuşturuyor kâğıdı… Ondan bana hatıra kalsın diye karikatür çizmiş… Yeteneği ortada…

“Güzel sanatlara başvurmalısın” diyorum… “Başvuru yaptım ama olmadı” derken, yenilgiyi kabul eder gibi yüzünü yere eğiyor…

Metro, son durağa geliyor ama kız çocuğu ile ilişkimizin ilk durağı sanki… Bir kahve içmeyi teklif ediyorum, karanlığına ışık bulmuş gibi seviniyor… Oturacağımız pastaneye giderken “Ben şanslı bir insan değilim” diyor… “Şans diye bir şey yoktur… Hayatın açtığı kapıları göremeyen insanlar vardır… Bence sende, bakmak yerine görmeyi tercih etmelisin artık” diyorum…

Sırf, kazanmış olduğu için üniversitede istemediği bir bölümde okuyor kız çocuğu… Okulunu anlatıyor gözlerini devirerek… Oysa söz, bugüne kadar maharetli ellerinden çıkan ürünlere geldiğinde az önce yere devrilen gözler, kocaman olup parlamaya başlıyor…

Oturacak masa bulunca bir video izletiyorum, iki satır yazı okutuyorum, aklımın yettiğince neler yapabileceğine dair bir iki cümle kuruyorum…

Ayrılırken hala teşekkür ediyor, “Hakkınızı helal edin” diyor en içten gülüşüyle…

Benim ise aklımın karışıyor… Ne içindi bu kadar teşekkür? İyilik yapmak, umut aşılamak her insanın asli görevi değil miydi zaten?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ